Adaylık Ekonomisi

 

Uluslararası etkinliklere adaylık süreci artık başlı başına önemli bir maliyet unsuru olarak karşımıza çıkmakta.

Her olimpiyata aday olmaya İstanbul kadar meraklı başka bir şehir var mıdır bilmiyorum ama aşağıdaki tablonun gösterdiği bir şey varsa o da Olimpiyat adaylığının Eurovision adaylığı kadar masrafsız bir iş olmadığıdır. Zaten bu sebeple hiç bir büyük şehir İstanbul gibi her oyuna aday olmuyor.

2012 Olimpiyatları adaylık sürecini incelediğimizde her dört yılda bir adaylığımızı yenilemenin ve sil baştan bir yarışa girmenin çok ta akılcı olmadığını görmekteyiz. Adaylık süreci iki aşamadan oluşmakta. Birinci aşamada elenen ülkelerin ardından kalan şehirler ikinci turda yarışmakta ve aralarından birisi olimpiyatların yeni ev sahibi olmaktadır.

2012 adaylık sürecinde birinci kademe için ayrılan en düşük bütçenin yaklaşık 5 milyon USD olduğunu görmekteyiz. Bizim adaylık sürecindeki masraflarımız sadece devlet tarafından karşılanıyor olmasına (İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu’nun gelirleri de devlet ve belediye kaynaklarından gelmektedir) karşın diğer aday ülkelerde adaylık sürecinin, özellikle de ilk aşamanın, mali yükünü genellikle özel sektör ve şehir yönetimleri paylaşıyorlar. Her dört yılda bir aday olunmasının önüne geçen başlıca motivasyon adaylık bütçesinin aday olanlar tarafından karşılanıyor olmasıdır.

Tabloda “kamu” olarak ifade ettiğimiz finansör yerel yönetimler ile merkezi hükümeti kastetmektedir.

2012 Adaylık Bütçesi ($m)

Finanse eden

1. Aşama

2. Aşama

Özel Sektör

Kamu

Madrid

5,9

12,7

%85

%15

Moskova

10,5

14,5

0

%100

Paris

4,8

22

%75

%25

Londra

19

29

%29

%71

New York

9,2

13,3

%100

0

Bizdeki yoğun devletçilik pek çok koşulda olduğu gibi burada da kendini göstermekte ve adaylığın mali yükü her zaman için kolaylıkla devletin (aslında vergi mükelleflerinin) omuzlarına yıkılabilmektedir. Devletimiz de bilemediğimiz bir sebepten ötürü TMOK’nin ve İstanbul’un kesintisiz adaylığına destek vermektedir. Belki olimpiyatların memleketi siyasi, ekonomik, sportif ve daha pek çok açıdan kurtaracağına inanıyorlar belki de yaptıkları fuzuli harcamalara (özellikle Atatürk Olimpiyat Stadı) bir an önce açıklanabilir bir sebep bulma telaşı içerisindeler.

Bu öylesi bir destektir ki “İstanbul Kentinde Yapılacak Olimpiyat Oyunları Kanunu” adında kendine özel bir kanunu var. Merkezi butceden Istanbul’un adaylik butcesinin karsilanmasi aslinda Hakkari, Izmir veya Rize’den vergi mükelleflerinin de bu adaylığa destek vermesi anlamına geliyor. İstanbul Belediyesi de HDK’ya kaynak aktarıyor ama bu da Belediye’nin kendi isteğiyle olmuyor. Onlar da gelirlerinin belirli bir kısmını kanun zoruyla HDK’ya aktarıyorlar.

Hazırlık ve Düzenleme Komitemiz hemen her Olimpiyat için adaylık başvurusunda bulunmasına ve her seferinde kaybetmesine rağmen yenilen pehlivanlarımız güreşe doymuyorlar. Tesislerin bir kısmı Olimpiyat düzenleme hakkı elde etmeden hazır edilmiş olmasına, güçlü devlet desteğine ve “kıtaları birleştirmek” gibi büyük bir misyonu tek başına üstlenmiş bir şehrimiz olmasına (aslında sadece bu sebepten ötürü her üç olimpiyattan birinin İstanbul’da yapılması caizdir) rağmen her seferinde anlaşılmaz bir şekilde adaylığımız geri çevriliyor.

Aslında her gece hücresinden kaçıp dünyayı ele geçirme planlarını uygulayan ve hep son saniye talihsizlikleri sebebiyle bu amacına ulaşamayan üstün zekalı laboratuar faresi Mega Beyin ve Pinky’nin maceralarına benzer şeyler oluyor diye düşünüyorum TMOK’ta.

  • Bu sene ne yapacağız Başkanım?
  • Tabii ki Olimpiyatları İstanbul’a almaya çalışacağız!

Bunun için önceden stat yapma, komite üyelerine boğaz turu ve rakı-şiş kebap ziyafeti sunma gibi planlar üzerinde duruyoruz. Ama her nedense bu müthiş planlar son saniyede yaşanan bazı talihsizliklerden ötürü suya düşüyor.

Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nun Maliyeti

Ülkemizde etkinlik ekonomisi konusundaki yanlış bilgilendirmeler sebebiyle İstanbul Olimpiyatları için çok büyük beklentiler oluşmuş veya oluşturulmuştur. Belki de bu oluşturulan beklentiler her başvuru için harcanan milyon dolarları, olimpiyatları almadan yapılan Olimpik stadyumu ve daha bir çok sorgulanması gereken harcamanın sorgulanmamasına sebep olmaktadır.

Atatürk Olimpiyat Stadı’nın 150 milyon dolarlık maliyetini (gerçek rakamın bunun çok daha üzerinde olduğu söyleniyor) Hazine ile İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu (HDK) karşıladı. Bu işin gerçekleşen maliyeti. Bir de alternatif maliyetlere bakalım.

İkitelli’ye dikilmiş olan ve hiçbir kulübün maçlarını oynamak istemediği, Liverpool seyircileri dışında kimseye bir şey ifade etmeyen bir stat yapılmamış olsaydı acaba neler yapılabilirdi? Yüzlerce okulun yapılabileceği kamu kaynaklarıyla 6 yılda sadece bir Şampiyonlar Ligi finalinin oynandığı bir stat yapıldı. Bu stadın alternatif maliyeti aslında yüzlerce okul, sağlık ocağı, sulama ve arıtma tesisi gibi pek cok hayati önemde yapılmayı bekleyen kamu yatırımıdır. Bu meblağın her halükarda spora aktarılan bütçeden olduğunu ve stadyum inşaatında kullanılmasa bile sporun başka alanlarında kullanılacağı varsayılsa bile alternatif maliyetlerin çok düşük olacağı söylenemez. Yaklaşık 150 milyon dolarlık maliyet ve senelik milyon dolarları bulan giderleriyle Olimpiyat stadı yerine kaynaklar sporun yaygınlaştırılması adına kullanılabilirdi. Stada yapılan bu harcamalar yerine gençler için daha düşük maliyetli fakat sporu tabana ve tüm ülkeye yaymayı hedefleyen pek çok tesis ve proje hayata geçirilebilirdi. Başarılı genç sporculara burs verilmesi, yerel sahalara suni çim ve tartan pist yapılması veya antrenörlere yönelik uluslar arası düzeyde eğitim seminerleri düzenlenmesi gibi pek çok alternatif yatırım fırsatı mevcuttu.

Aslında AOS gibi bir tesisin tek maliyeti yapım aşamasında ortaya çıkmamaktadır. Her sene milyonlarca dolarlık harcamalar da tesisin bakım masrafları olarak harcanmaktadır. Bu harcanan paralarla kolaylıkla genç sporculara burslar verilebilir ve gelecek vadeden sporcular için yaz kampları düzenlenip, ekipman yardımında bulunulabilirdi.

Olimpiyatlara adaylığımız gibi hazırlığımız da tam bir fiyasko. Düşünülmeden atılan dikkatsiz adımlar sebebiyle spora yapılan harcamalar topluma artı değer sunacağına vatandaşın sırtında bir yük haline gelmektedir. Bugünden itibaren süreci daha iyi analiz edip toplumun sınırlı kaynaklarını çimentoya ve demire bağlamadan Olimpiyat düzenleme hayalimizi gerçekleştirebiliriz. Bunun için ehil kişilerin tüm süreci yönetmesi en önemli adim olacaktır. Olimpiyatları ülkemize getirmek için önceden hazırlık yapmak niyetindeysek (fikir olarak kesinlikle doğru) öncelikle demire, betona değil insana yatırım yapmalıyız. Olimpiyat Oyunlarının yerinin belirlenmesiyle oyunların başlangıcı arasındaki süre 7 sene. Neredeyse bir uzay üssü kurmaya yetebilecek olan bu sürede tüm tesis altyapımızı tamamlamamız mümkündür (kaldı ki bugün için bu altyapı fazlasıyla oluşmuştur). Diğer yandan 7 yıl toplumlar için çok kısa bir süredir ve mevcut genç yeteneklerin üzerine eğilmekten başka bir çıkar yol bırakmaz. Kalıcı başarılar içinse çok daha önceden çalışmaya başlamış olmak gerekir. Olimpiyatların başladığı 3000 yıl öncesinden beri en önemli dal olarak kabul edilen atletizmde üst düzeyde hiçbir etkinliğimiz yokken Olimpiyatlara aday olmamız kesinlikle tesis eksiğiyle başvurmaktan daha dezavantajlı bir durumdur. Bu sebeple yapılan planların ve aktarılan kaynakların sporun tabana yayılması ve toplumda spor sevgisi ve bilincinin oluşması ve gelişmesi yönünde harcanmasına gayret etmeliyiz.

Reklamlar

Yorumlarınızı paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s