William Gaillard’dan PTG’de UEFA, FIFA ve Avrupa Futbolu Üzerine Yorumlar

William Gaillard, Platini’nin baş danışmanı ve UEFA’nin beyin takımından. Geçtiğimiz aylarda Kadir Has Universitesi’ne konuşmacı olarak gelmişti.

Sporun karar vericilerinin çok sevmediği bu konferansa gelmiş olan spor politikasında etkili isimlerden bir tanesiydi. Verdiği iki önemli mesaj var. Birincisi ve bana göre en ilgi çekici olanı, Kibris’ta iki hafta önce yapılmış olan UEFA toplantılarında konuşulan küçük ve orta ölçekli Avrupa liglerinin birleşerek yeterli büyüklükte TV pazarları oluşturmaları konusundaki görüşleriydi. Kibris’ta, futbol federasyonları tarafından bu görüş sıcak karşılanmasa da PTG’deki konuşması adeta bu yönde ilerleyen yıllarda adımlar atılması için yapılan bir iletişim faaliyeti gibiydi.

1900’lerin başlarında Avrupa’da bu önyargıların bugünden daha az olduğunu ve ilk Almanya şampiyonunun bir çek takımı olduğunu ve farklı ülkelerden takımların o dönemde aynı ligde oynayabildiklerini söylüyordu. Çoklu liglerin geçmişte bile bugün olduğu kadar tepkiyle karsilanmadigindan ve spor federasyonlarının oluşup liglerin kurulmaya başladığı 1900’lerin başlarındaki milliyetçi bakış açısının bu yapıları nasıl etkilediğinden bahsediyordu. Günümüzdeki globalleşme ve TV’nin adeta herşeyin önüne geçen ekonomik etkisiyle bugün temel belirleyici olduğunun altını çizdi. Bu sebeple de yeterli televizyon seyircisi çekemeyen ülkelerin liglerinin birleşerek bölgesel ligler kurulmasının kaçınılmaz olacağını ve bunu yapamayanların hızla profesyonel futbol sahnesinden silineceğini öne sürüyor.

Açıkçası benim de katıldığım bir görüş olmakla birlikte özellikle milliyetçiliğin etkisiyle yaşanabilecek şiddet olaylarının nasıl önleneceği burada temel problem. Ben özellikle futboldaki rekabetçi müsabakalarda dostluk ve kardeşliğin öne çıktığına ve pekistigine pek rastlamış değilim. Tesetesteron’u daha düşük bireysel sporlarda bunun zaman zaman gerçekleştiğini görsek de takım sporları, özellikle de futbolda bu gibi durumlar istisnadan öteye gitmiyor. Buna benzer fikirler 1990’lardan beri dile getiriliyor. Özellikler de iskoçya, Hollanda, Belçika, Portekiz ve İskandinavya’dan takımların katılımıyla büyük bir pazar oluşturmak.

UEFA açısından da stratejik bir adım olabilir bu. Avrupa’nin büyük ligleri ve kulüplerinden gelen baskılar hızla artıyor ve büyük kulüplerin tehditi G-14’un dağılmasından beri ilk defa bu kadar ciddi dile getiriliyor. Bu hareketin başında G-14 döneminin en tutucu takımlarından olan Bayern Munih’in gelmesi dikkat çekiyor. Gücün dağılması, Avrupa’da üst düzey lig ve takım sayısının artması gücün de dağılması anlamına geliyor. Daha fazla sayıda güç odağının ortaya çıkması aslında dezavantaj gibi görünebilir ilk bakışta fakat UEFA’ya muhalefeti daha kolay yönetilebilir kılacaktır.

Celtic, Sparta Prag, Göteborg ve Rapid Wien gibi köklü kulüplerin güçlenmeleri çok merkezli yapıyı besleyecektir. Böylece bir kaç büyük kulübün ittifakını diğer büyük kulüplerle kırmak mümkün olacaktır. Tavandaki yüksek gelirli kulüp sayısı arttıkça da ortak bir payda da buluşmaları giderek zorlaşacak ve UEFA’ya olan ihtiyaç artacaktır. Tüm bunlar aslında olumlu gelişmeler. Futbolun paydaşlarından gelen bu gibi tehditler UEFA’yi yeniden düşünmeye, harekete geçmeye ve kendisine çeki düzen vermeye zorluyor.

Tartışılan bir diğer konu da Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonaları gibi etkinliklerin evsahibi ülkelerini belirlerken yaşanılan skandallar. Bunun için çözümün kararı Genel Kurul’a bırakılması gerektiği konusunda neredeyse bir görüş birliği oluşmuş gibi UEFA ve FIFA’ya yakın konuşmacılar arasında. Finansal tablo çok büyüdü ve bu konuda kararın ufak bir gruba birakilmasindansa daha geniş taban tarafından karar verilmesi fikri yoğunluk kazanıyor. Geçmişte başvurulmuş olan bu yöntem bence yolsuzluğun önüne geçmektense yolsuzluk yoluyla kazanılan oyların etkisinin azalmasına ve bu bağlantıları kuranların daha fazla mesai harcamalarına neden olacak. Polisiye romanlara konu olabilecek Genel Kurul tecrübeleri yaşamış bir ülke olarak bu yöntemin de çok verimli olmayacağını söyleyebiliriz. Belki de her oylamada yolsuzluklar olması kaçınılmaz. Bu hileli oylar belirleyici olacak kadar çok mu olacak? Bunu zaman gösterecek. Genel Kurul üyelerinin bazılarının Kraliyet ailelerine mensup olduklarını düşünürsek servet beyanı ve benzeri şeffaflık ile ilgili mekanizmaları hayata geçirmek de olasiliksiz. Ödemeler de açıktan ve elden yapılacağına göre çözülmeyi bekleyen çok zor bir kurumsal yönetim problemi bizi bekliyor demektir. Wall Street bile böylesi karmaşık bir kurumsal yönetim problemiyle karşılaşmamıştır sanırım.

Reklamlar

Yorumlarınızı paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s