Sean Hamil Röportajı

NOT: Bu ropörtaj 10 Nisan 2011’de Sencer Yücel ve Kadir Ar tarafından yapılmış ve Futbol Extra dergisinin Haziran sayısında yayınlanmıştır.

Bize biraz kendinizden ve araştırma merkezinizden bahsedebilir misiniz?

Londra Üniversitesi’ne bağlı Birkbeck Üniversitesi Spor Endüstrisi Merkezi’nin ve Futbol Yönetimi Yüksek Lisans programının başındayım.
Araştırma Merkezi’nin kuruluşu 1998’e kadar uzanıyor. Premier Lig yayın haklarını elinde bulunduran BskyB Manchester United’ı satın almak istiyordu. Bu dönemde üniversitenin iş idaresi departmanı olarak BskyB’nin pazarda hem alıcı hem de satıcı tarafta yer almasının rekabete zarar vereceğini, diğer firmaların pazara girmesinin önünü tıkayacağını ve bu sebeple yayın hakları pazarındaki dengeleri bozacağını düşünüyorduk. Bizim görüşümüze göre buna izin verilmemeliydi. Fakat medyada bu konuda yeterli tartışma ortamı oluşmamıştı.
Futbol büyük bir sektör ve sürekli gündemde olmasına rağmen medyadaki kavrayış ve tartışma ortamı çok zayıftı. Bu sebeple bir konferans düzenledik. Sonraları Barcelona Futbol Kulübü’nün başkanı da olan Juan LaPorta da bu konferansa gelmişti. Lobi faaliyetlerimiz sonuç verdi ve BskyB’nin Manchester United’ı satın alması rekabet kurulu tarafından engellendi.
Çok ilginç bir dönemdi çünkü kimse böyle bir şeyi beklemiyordu. Bu gösterdi ki futbol bu kadar gündemde ve toplumsal hayatın merkezinde olmasina rağmen sektörel yapı ve dinamikler hakkında bilgiler çok yetersizdi.
Kısacası, biz bu konularda çalışacak akademik bir araştırma merkezinin gerekli olduğuna karar verdik ve futbol yönetimine odaklanarak çeşitli araştırmalar yayınladık. Bu süreçte Avrupa Birliği, İngiltere Parlamentosu, İngiltere Futbol Federasyonu ve UEFA gibi futbolun karar vericilerine calışmalarımızdan edindiğimiz bilgi ve deneyimleri aktardık ve halen aktif şekilde görüşlerimizi paylaşıyoruz.

İngiltere’de futbol idaresi bugün için ne durumda? Geçmişten günümüze gelişimi kısaca anlatabilir misiniz?

İngiltere futbolunun önündeki önemli sorunların başında kulüplerin yüksek borçları gelmektedir. Bugün İngiliz kulüplerinin büyük çoğunluğu zarar ediyor.
Kulüpler sahada başarılı olabilmek için kadroya yatırım yapıyorlar. Futbolcu alıyor ve borçlanıyorlar.
Alex Ferguson’unuz yoksa genellikle en çok parayı harcayan ligi kazanıyor. Bu ne kadar adil? Ligde genellikle sadece birkaç kulüp şampiyonluğa aday olabiliyor.
Liglerdeki rekabet dengesi çok önemli bir konu. Amerika’daki kulüpler ve ligler bunun farkındalar. Amerikan spor sisteminde neredeyse sosyalist diyebileceğimiz bir sistem mevcut. Örneğin NFL’de aşağı yukarı her kulüp aynı gelire sahip. Bunun sebebi de sporda rekabet dengesinin önemini kavramış olmalarıdır.
İngiltere’deyse şampiyonluk yarışı vermesi muhtemel sadece 4 takım var artık. Buna karşın kulüpler iflas ediyorlar. 1992’den bu yana futbol liglerindeki 92 kulüpten 54 tanesi iflas etti. Bu kulüpler piyasaya, diğer kulüplere ve devlete olan borçlarını ödeyemiyorlar. Bu herhangi bir sektör için önemli bir problemdir.

Vergi borçları Türkiye’de de önemli bir tartışma konusu ve kulüpler Türkiye’de genellikle bu konuda affediliyorlar.

Bu özellikle son üç yıldır İngiltere’de de çok önemli bir konu. Artık vergi müfettişleri çok agresifler. Bu yaşananlar ve tedbirler sonrası kulüplerin Premier Lig’e ve Football League’e vergilerini ödediklerine dair bildirimde bulunmaları gerekiyor. Ekonomik durgunluk döneminde vergilerin ödenmemesi büyük bir utanç kaynağı ve çok tepki çeken bir durum. Bu sebeple finansal düzenlemeye ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor.

Peki, İngiliz kulüplerindeki çıkışın sebepleri neler olmuştur?

İngiltere futbolunun dibe vurduğu 1980’lerin sonlarında stadyumlarda çok sayıda polis görev yapıyordu. Gençler dışında kimse stada gitmek istemezdi. İngiliz stadyumları gerçekten tehlikeliydi. Hillsborough faciası bunu açıkça ortaya koydu. İnsanlar orada beceriksiz yönetim sebebiyle hayatlarını kaybettiler.
İngiltere’de holiganizm problemi vardı ve bununla baş etmek gerekliydi. Bu hareketler aşırı sağ faşist hareketlerle ilişkiliydi. 1980’lerdeki olayların çoğu başetmesi oldukça güç problemlerdi. Stadyum ve yönetim kalitesi utanılacak durumdaydı. Stadyumlar 1920’lerde yapılmış ve 70 yıldır yenilenmemişti.
İngiltere bu sorunlarla baş etmeyi başardı.
Hükümet herkesin stadyumlarını aynı anda modernize etmelerini mecbur tuttu. Bu şu açıdan önemliydi;
Futbol kulüpleri için önemli bir paradoks söz konusudur. Eğer paranızın tamamını oyunculara harcarsanız stadyumların yenilenmesine, altyapıya veya taraftar grupları ile ilişkilere harcayacak paranız kalmayacaktır. Stadınızı modernize etmek için para harcarsanız ve kadroya para harcayamazsanız rekabet dengenizde zaafiyet oluşur. Doğru olanı yaptığınızda sportif olarak geriye gidersiniz.
Bu paradoks o dönemde hükümet sayesinde kırıldı. Hükümet, Hillsborough faciası sonrasında yayınlanan Taylor Raporu sonrasında kulüplerin stadyumlarını yenilemelerini zorunlu kıldı. Stadyumların modernizasyonu tamamlandı çünkü bunu yapmak zorunda bırakıldılar, istedikleri için yapmadılar.
İngiliz kulüplerinin Avrupa kupalarından men edildikleri bir dönemde kulüpler stadyum yenilemelerine giriştiler. Stadyumların hepsi yaklaşık aynı dönemde modernize edildi ve bu süreçte devlet spor bahislerinden elde edilen paralarla yapılan harcamaların %25’ini finanse etti. Kalan %75’i ise kulüpler kendileri finanse ettiler.
Bunun dışında 1992 yılında BskyB ortaya çıktı ve içerik ihtiyacı had safhadaki bir endüstriden futbola para akıtmaya başladı.
1992’de ayrıca İngiltere ekonomisi ciddi bir durgunluk döneminden çıktı ve 15 yıllık kesintisiz büyüme sürecine girdi. Gelirlerdeki bu artış boş zaman harcamalarını da artırdı.
Elimizdeki, İngiltere’deki tabiriyle mükemmel bir fırtınaydı: Yeni stadyumlar için devlet desteği, Avrupa Kupaları’na yeniden katılım, yayın gelirlerindeki müthiş artış ve artan tüketici harcamaları. Müthiş.

İngiliz hükümeti kulüpleri stadyum veya tesis yatırımları konusunda zorluyor mu?

Sorduğun önemli. Kulüpler her yıl güvenlik sertifikası almak zorunda. Bu Hillsborough’dan sonra önemli gelişmelerden biri. Artık hükümet agresif bir şekilde stadyumların asgari güvenlik standartlarına uymasını istiyor.
Günümüzde hükümet stadyumlar konusunda herhangi bir destek vermiyor. Kulüpler kendi kaynaklarından bu yatırımları karşılamak zorundalar.

Sizce İngiltere’nin tecrübelerinden Türk futbolu neler öğrenebilir ve gözlemleriniz ışığında ne önerileriniz olur?

İlk olarak İngiliz futboluyla ilgili elbette pek çok iyi şeyin olduğunu söyleyebilirim. 1989’dan nerelere gelindiği ortada. Bu çok önemli bir başarı. Seyirci sayıları ikiye katlandı. Harika bir ürün ortaya çıkartıldı ve dünyada da büyük ilgi görüyor. İnsanlar izlemek istiyorlar. Stadyumların yenilenmesi ve yayın haklarının satışı konularında da çok başarılı oldular. Sponsorluk gelirleri konusunda da önemli aşama kaydedildi. Genel ticari uygulamalar göz önüne alındığında öğrenilecek çok şey var.
Stadyumların modernizasyonu burada çok önemli bir konu. İngiltere’nin aldığı ders, polisiye tedbirlerin sadece kısa vadeli bir mekanizma olduğudur. Esas yapılması gereken stadyumlarda daha iyi bir ortam oluşturulmasıdır. Sadece gençlerin değil halkın her kesiminin gelebileceği stadyumlar gerekli. Bu Taylor raporunun temel söylemiydi. Raporda temel sorunun stadyumların durumu ve kötü yönetilmesi olduğu belirtilmişti. Güvenlik konusunda oldukça büyük sorunlar bulunmaktaydı. Polisiye tedbirler de oldukça yetersizdi.
Mevcut durumu eğer sadece stadyumlardaki güvenlik sorunu olarak değerlendirirseniz İtalyanlar’ın düştüğü hataya düşebilirsiniz. İnsanların stadyumlardan kaçmasına sebep olabilirsiniz.
Eğer boş stadyumlarda maç oynarsanız bu yayıncıların hoşuna gitmez. Atmosfer yoksa. Atmosfer için de dolu tribünlere ihtiyacınız var. Fakat sahada 3000 polis varsa o tribünleri dolduramazsınız. Kavga etmeye meyilli 2000 ultra taraftarınız varsa da bunu yapamazsınız. Stadyumlar Roma dönemindeki arenalar değil.
İtalya’da (biraz yazdım bu konuda) da gördüğüm kadarıyla Türkiyedekiler’e benzer tedbirler alınmaya kalkılmıştı. Sert güvenlik tedbirleri alındı. Bu ticari olarak da anlamlı değil.
Yurtdışındaki televizyon kanallarının Premier Lig’i sevmesinin ardındaki sebeplerden biri de stadyumların hep dolu olması ve güçlü bir taraftar kültürü bulunmasıdır. Belki eskisi kadar güçlü değil çünkü seyirciler artık daha yaşlı.
İngilitere futbolu ile ilgili tartışmalardan bir tanesi de gençlerin stadlara erişimlerinin kolaylaştırılması konusunda. Örneğin bu konuda Almanlar’ın güvenli ayakta maç izleme bölümlerini örnek gösterebiliriz. Bu bilet fiyatlarını daha düşük tutabilmelerine olanak sağlıyor. Bu konuda pek çok tartışma var fakat kritik konu ise stadlarınızı yenilemek durumunda olmanız. Kadınların ve engellilerin de gidebilecekleri stadlar. Aksi taktirde yarı dolu stadyumlarla başbaşa kalmak durumundasınız.Sponsorlar da bunu çok beğenmeyecek. Bu çok kapitalist bir bakış açısı gibi görünebilir fakat kendinizi polisiye tedbirlerle dolu ve güvenlik sorunu olan stadyumlarda bulacak olursanız sonunda Galatasaray – Trabzonspor maçındaki durumlarla karşılaşırsınız. Bu bir ticari öneri değil aslında eğer Türk futbolunun içinde olsaydım bu konuda gerçekten endişelenirdim.

Türkiye’de yeni çıkan anayasa ile spor tahkimi sonrasında mahkemeye gidişin kapalı olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konuyu bilmiyordum ve Türkiye’de olduğum dönemde duydum. Ben hukukçu değilim ve yorum yapabilmek için öncelikle anayasa maddesini görmem gerekir.
Genel anlamda baktığımızda IOC’nin CAS’ı kurma sebebi Bosman sonrası sözleşmeler ile ilgili konularda artan ihtilaflar olmuştur. Sporcular davaları mahkemelere taşıyorlardı ve mahkemeler de sporun özgül yapısını dikkate almadan karar verebiliyorlardı. Bunun spor üzerinde olumsuz etkisi olduğunu düşündüler. CAS kuruldu ve tüm uluslararası spor federasyonları da CAS’ın otoritesini kabul etmeleri konusunda ikna edildi.
Spor federasyonlarının spor tahkimini kabul etmeleri anlaşılabilir bir durumdur fakat bu gönüllü bir kabuldür. Ben bu tartışmayı aslında biraz garip buluyorum. İngiltere’de sporcuların spor tahkimi dışında bir mahkemeye başvurmasının önünün kesilmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu İngiltere’de önerilmiş olsa buna çok ihtiyatlı yaklaşırdım çünkü burada ciddi bir bireysel özgürlüklerin ihlali durumu söz konusu.

Spor tahkiminin kararları Birleşik Krallık veya Avrupa’da kesin ve nihai midir?

İngiliz yargı sisteminde spor mahkemeleri bulunur mu?Hayır nihai değildir. İsteyenler devlet mahkemelerine başvurabilirler. UEFA ve FIFA disiplin komiteleri gibi kurulların kararlarına uymalısınız fakat uymak istemezseniz de elbette ki mahkemelere başvurabilirsiniz. Bu kesinlikle böyledir.

Tüm spor federasyonlarının kendi disiplin sistemleri vardır fakat spor mahkemesi diye birşey yoktur.
Spor mahkemesi yok fakat futbola ilişkin düzenleme mevcut. Sadece futbola ilişkin olan bu düzenlemeyle stadlara girişiniz ve yurtdışına çıkışınız belirli dönemlerde engellenebilmekte.

Bu tip bir mahkemeye ihtiyaç var mı?

İhtiyaç veya gerek olduğunu düşünmüyorum.

UEFA Lisans sistemi ve Avrupa çapında uygulanabilirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu sistemi destekliyorum. Lisans sisteminin kökeni, biraz teknik bir açıklama olacak ama, yüksek teknoloji üretim endüstrisine dayanmaktadır. Örneğin siz bir alt yüklenicisiniz, askeriye için araçlar üretiyorsunuz ve yedek parçaya ihtiyacınız var. Belki piyasada istediğiniz ürünü sağlayabileceğini söyleyen 50 farklı şirket var. Teker teker gidip bu şirketleri denetleyemezsiniz ve bu sebeple karar verirken sadece fiyata bakmak durumunda kalabilirsiniz.
Lisans sistemlerinde bağımsız bir kuruluş size sertifika verir. Bu durumda tedarikçiniz olmak isteyen firmalardan belki sadece 10 tanesi aslında istenilen standartlara uygundur. Böylece sertifikasyon sizin araştırma ve denetleme maliyetlerinizi düşürecektir. İşi kimin doğru yapacağına daha az zaman harcamanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca bu standartlarda üretim yapan üreticileri de ödüllendirecektir. Sistemin temeli aslında budur.
Futbola gelecek olursak; Eğer UEFA iseniz güçlü bir Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’ne sahip olmak istersiniz ve bu da aslında güçlü liglerin varlığı ile ilgilidir. Lisans sistemi kulüplerin belirli standartlara uygun hale gelmesini cesaretlendirir. Kulüplerin başarıyı kolayca satın almalarının önüne geçer. Real Madrid bir yıl Galacticos projesiyle neredeyse Sampiyonlar Ligi kupasını satın aldı bir anlamda. Madrid şehir konseyine pazar fiyatının çok üzerinden bir fiyata arazi sattılar. Devlet kapalı kapılar ardında kulübü finanse etmişti. Avrupa Konseyi konuyu inceledi fakat bir yere varamadı. Bu hem turnuvanın organizatörü hem de Avrupa futbolunun idari kurumu konumundaki UEFA için problemli bir durum.
Lisans sisteminin amacı bir kulübün doğru yönetim standartlarına uygun yönetildiğini gözetmek. Bu kulüp ister İrlandada, isterse Türkiye’de olsun.
Kalite yönetim sistemlerinden bahsetmemin amacı aslında buydu. Lisans sistemi hukuki bir tedbir değil bir yönetim tekniği aslında. Önemli sonuçlarından bir tanesi elbette ki UEFA’nın çok güçlü bir pozisyona gelmesi olacaktır. Çünkü yerel liglerde bazı standartlar getirme imkanları olacaktır.

Reklamlar

One response to “Sean Hamil Röportajı

  1. Geri bildirim: Anayasada Spor | KAFA TOPU·

Yorumlarınızı paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s