ROPÖRTAJ: PEDRO SALAZAR HEWİTT (PSV BASIN VE İLETİŞİM DİREKTÖRÜ)

Ropörtaj Eser Tözüm tarafından 2008 Eylül ayında gerçekleştirilmiştir.

PSV’ de kariyeriniz başlamadan önce İspanyol ve Latin Amerikan gazeteleri için muhabir olarak çalıştınız. Ayrıca Hollanda’dan Şili’ ye yönelik radyo ve televizyonda muhabirlik yaptınız. Futbola geçişiniz nasıl gerçekleşti?

1978 yılında babamı ziyaret etme amacıyla Hollanda’ya geldim. O dönemde Şili’de gazetecilik okuyordum. Babam ikinci eşi ve iki çocuğuyla Hollanda’da oturuyordu. Onları daha iyi tanımak istedim. Ayrıca Avrupa’da 1 sene kalmanın hiçbir şekilde zaman kaybı  olmayacağını düşündüm ve Hollanda’ya geldim. En azından yeni bir ülke tanımış olurum ve iyi bir deneyim olur diye düşündüm. Amacım bir süre kalıp Şili’ye dönmekti fakat Hollanda’da kalıp İBM ve Nationale Nederlanden şirketlerinde çalışma fırsatım doğdu. Bu fırsatları değerlendirdim ve Hollanda’da bir-iki sene kalıp Şili’de eğitimime devam etmek için para biriktiririm diye düşündüm. Orada 10 sene çalıştıktan sonra bilgisayarlarla bir ömür geçiremeyeceğimi anladım. Etrafımda bilgisayarlarla yaşlanmak istemediğime karar verdim. Üretken olmayı, makaleler yazmayı, haber hazırlamayı tercih ettim. Şili’de üniversiteden iki arkadaşımı ziyaret ettiğimde bir spor dergisinde çalıştıklarını öğrendim ve bu derginin Hollanda muhabirliğini yapma fikri doğdu. O dönemde e-mail falan yoktu, teknoloji henüz şimdi olduğu kadar gelişmemişti. Resimler basılıp postayla gönderiliyordu ve ulaşması 3 hafta sürüyordu. Cep telefonu diye bir şey yoktu, sabit hat kullanılıyordu. Bu konuda öncüydüm, tek muhabirleriydim ve çok memnundular. Bu şekilde spor muhabirliğine başlamış oldum.

Futbol dünyasına adım atmanız nasıl gerçekleşti?

Futbol ilgilendiğim ana spordu. Avrupa’ya Şilili sporcu geldiğinde, örneğin futbolcu, tenisçi veya atletizm sporcusu, onlarla ilgilenen bendim ve bu kariyerimin başladığı dönemde çok keyifliydi. Aynı anda bir çok görev birden üstleniyordum. Bir yandan kameramanlık, diğer yandan fotoğrafçılık, elimde kağıt kalem, not defteri, mikrofon vs. Üç farklı medya için röportaj yapıyordum. O zaman bunları tek kişi yapıyordu, artık 4 kişi yapıyor. Bu işlere girince özel sektörde çalıştığım şirkette part-time çalışmaya başladım. Wereldomroep’ ta Hollanda radyosuna geçiş yapıp İspanyolca departmanında çalışmaya başladım. Orada 12 sene çalıştım. Bir süre sonra çalıştığım şirketten ayrıldım ve tamamen medyaya yöneldim. Radio Netherlands’ ta 3 programım vardı; spor programı, müzik programı ve ayrıca haber sunucusuydum. Serbest çalışıyor olmama rağmen sabit bir gelirim vardı. Ondan sonra da PSV’ de çalışmaya başladım. PSV’ de çalışalı on sene oldu.

Muhabir olarak çalıştığınız yıllarda ki deneyiminizin bu görevinize ne tür katkıları oldu?

Çok pozitif olduğunu söyleyebilirim. Gazetecilik mesleğinin bütün yönlerini iyi biliyorum ve    Örneğin PSV’ ye gelen gazetecileri daha iyi anlayabildiğimi söyleyebilirim. Gazeteci olarak basın kartını uzun süre beklemeniz gerekebiliyor, geç başlayan veya iptal olan basın toplantılarıyla baş etmelisiniz. Uzun süre beklediğiniz bir röportaj veya basın toplantısında

konuşmak istemeyen veya 3 cümle kurup kısa kesen oyuncular. Gazeteci olarak belirsizlik içerisinde olmak nedir iyi bilirim. Özellikle serbest meslek olunca. Bütün işlerinizi kendiniz halletmelisiniz, biletlerinizi almalı, randevularınızı ayarlamalısınız. Bir gazete veya dergide çalışınca bütün bu işlere bakan bir sekreter var. Serbest çalışınca her şeyi kendiniz düşünmelisiniz. Gazeteciler genelde bilgileri aktarma konusunda onlardan önce davrandığımı söylerler. Bazen onlar beni aramadan onlara gereken bilgileri iletirim. Kendinizde o yollardan geçtiğiniz için empati kuruyorsunuz. Örneğin büyük bir gazeteci topluluğuyla bir turnuvaya gittiğim oldu ve basın kartlarımız bulunamıyor, kimse yardımcı olmuyordu. Bunlar sıkıntılı şeyler. Bu yüzden gazeteciler için belirsizliğin ortadan kalkmasının ne kadar önemli olduğunu iyi bilirim. Bir gazeteci için bir röportajı yapıp yapamayacağını bir an önce öğrenmesi ve ona göre hazırlık yapması önemlidir. Bazen haftalarca bekledikten sonra cevabın hayır olduğunu öğreniyorlar. Halbuki cevabı önceden alsalar ona göre başka hazırlık yapabilirler.

Ama elbette benimde “hayır” demem gerektiği zamanlarda oluyor. Örneğin medyayla konuşma yasağı olan veya kendisi konuşmak istemeyen futbolcular oluyor. Basınla konuşma konusunda medya eğitimi vermiyorum fakat genç oyuncuları röportaj teknikleri konusunda yönlendiriyorum. Gazetecileri iyi tanıyorum, iyisini de kötüsünü de. Ona göre bir takım özellikleri hesaba katabilirler. Sadece kendi istediklerini söylemeleri gerektiğini ve gazetecilerin gazına gelip açıklamalar yapmamaları gerektiğini tavsiye ediyorum.

Benim görevim kulüp ile medya arasında bir köprü oluşturmak ve kulüp olarak medyada mümkün olduğu kadar ilgi görmek. Elbette bunu organize bir şekilde yapmak gerek. O anlamda kapıları kolay kolay kapatmam. Medyada çıkan her röportaj kulübümüzün ekstra ilgi görmesini sağlar. Ve sponsorumuzun visibilitesini çoğaltıyor aynı zamanda. Ama elbette basının ilgisi gerektiğinden fazla olduğu zamanlarda oluyor. Bir futbolcunun 7, 8 hatta 10 gazeteciyle aynı anda konuşması mümkün değildir. Ayrıca gazeteciler her alana giremezler. Mesela soyunma odası kutsal bölgedir. Bunlar basına önceden aktarılması gereken önemli ayrıntılar. Futbol bu devirde revaçta. Herkes futbolla bir alakası olsun istiyor. Eskiden 3 gazeteci, 2 gazete ve 1 radyo istasyonu vardı. Şimdi hepsi, iyisi de kötüsü de kulübünüzle ilgili bir şeyler yapmak istiyor. Artık sporculara sinema yıldızı gibi bakılıyor ama sonuçta onlar futbolcular. PSV bu çerçevede biraz çekingen davranıyor. Futbolcularımızda şov dünyasını pek sevmiyorlar.

Bunu Hollanda kültürüne has bir özellik olarak değerlendirebilirmiyiz?

Evet ama birazda bölgesel bir özellik. Örneğin Amsterdam’ da ki veya Rotterdam’ da ki çocuklar sürekli futbolla alakası olmayan televizyon programlarında çıkıyorlar. Ama bir PSV oyuncusunu asla Buzda Dans yarışmasında göremezsiniz.

Bu PSV politikası ?

Yok aslında belirli bir politika değildir. Bu daha çok PSV’ de oynayan futbolcu profilidir. Ajax’ ta şov dünyasının gösterdiği ilgiyi seviyorlar. Çünkü Amsterdam büyük kozmopolit bir şehir ve farklı bir kültüre sahip. Oyuncuların eşleri de şov dünyasının içinde yer amayı ve ilgiyi seviyorlar. Bunu karşın PSV futbolcularının eşleri medyayla hiçbir alakası olmayan ve bunu istemeyen gayet hoş, sempatik bayanlar. Futbolcu eşiyle ilgili bir röportaj talebi geldiğinde inanın röportajı kabul eden futbolcu eşi bulmakta zorlanıyorum. Genellikle hiçbiri katılmak istemiyor. Medyaya gelince çok çekingen davranıyorlar. Amsterdam, Rotterdam bölgesindeki insanlar daha açıklar medyaya. Bizim futbolcular daha çok işlerine endeksli çocuklar. Diğer bir etken stüdyoların bulunduğu Amsterdam ve Hilversum’ a uzak olmamız. Örneğin Ajax’ da ki arkadaşlar RTL Show haber’ in her gün kulüplerine gelip çekim yaptığını söylüyor. Bir gün futbolcunun doğum günü için pasta getiriyorlar. Başka bir gün futbolcu eşine bir sürpriz sunuluyor. Kısaca haber yapmak için sürekli bir konu buluyorlar. Bu yoğunluk şaşırtıcı değil çünkü stüdyoya 10 dakikalık bir mesafede bulunuyorlar. Bizi ziyaret etmek için 1,5 saatlik bir yol kat etmeleri gerek, ayrıca trafik olabiliyor. Farklı bir durum yani.

PSV Basın & İletişim menajeri olarak ortalama gününüz nasıl geçiyor bize bahseder misiniz?

Genelde saat 9’ da stadyumdaki ofisimde başlarım çalışmaya. Son haberleri ve gelişmeleri takip eder gelen talepleri değerlendiririm. Ardından antrenmana geçerim. Antrenman her gün 10.30’ da başlar. Orada oyuncularla antrenmandan sonra gerçekleşecek randevuları konuşurum. Zaten antrenman esnasında basın hep oradadır ve onlarla sürekli irtibat halinde oluyorum. Neler döndüğünü takip etme açısından ve neyi öğrenmek istediklerini bilmek açısından arayı sıcak tutmakta fayda var. Tabi önceden bütün haberleri okumuş oluyorum çünkü onlarla ilgili hep soru gelir. Antrenmandan sonra öğlen yemeği ve röportajlar vardır.

Bütün röportajlarda bulunuyor musunuz?

Hayır, oyuncuyla gazeteciyi bir araya getirip onları röportaj için yalnız bırakıyorum. Röportaj başlamadan önce hangi soruların sorulacağı ve bunların ne kadar zaman alacağı önceden konuşulur. Bunlar röportaj öncesi oyuncuya aktarılır. Böylelikle röportaja hazırlıklı girerler. Sonra yazılan makaleyi yayınlanmadan önce isterim. Amaç yazılanları değiştirmek değil ama röportajın gazetelerde hangi şekilde yansıtılacak olmasını kestirmek. Çarpıcı açıklamalar yapıldığında sabahın 8’inde beni aradıkları ve soru sormaya başladıkları oluyor. Bütün röportajlar bitince stadyuma dönerim. Orada günümün ikinci bölümü başlar. Bütün e-mailleri cevaplarım, randevular gerçekleşir ve yönetimle toplantılarım olur. İletişim politikasıyla ilgili yönetim kurulunun danışmanıyım. Aynı zamanda iletişim aktivitesi düzenleyecek diğer departmanlarda bana danışırlar. İki hafta bir yönetim kuruluyla toplantımız vardır. Bazen günüm öğlen saat 3’ te iter. Bazı günler akşam 8’ de. Maçımız olduğu zaman işimin gece 2’ de bittiği oluyor. Ortalama bir günüm bu şekilde geçer ama Şampiyonlar Ligi söz konusu olunca bir sürü ekstra toplantı gerçekleşiyor.

PSV’ in kendisine has bir kulüp yapısından bahseder misiniz?

PSV 1997 yılında ortaklığı olan bir şirkete dönüşmüştür. Böylece PSV Philips ’ten ayrılarak bağımsız oldu ama bu arada Philips ana sponsorumuz olmaya devam ediyor. Bütün PSV hisseleri artık kulübün kendisine ait. Artık kimse kulübün sahibi değil. Bir genel müdürümüz var birde pazarlama müdürümüz. Bu 1 Temmuz 2007’den beri böyle. Ondan önce ki yapımız bir başkan ve yönetim kurulu içeriyordu. Ayrıca kulübe denetim kurulu eklendi. Denetim kurulu başkanı aynı zamanda protokol gereği kulüp başkanımızdır.  Başkan harekat bölümüne veya günlük işlere karışmıyor. Bunlar yönetim kurulunun görevidir. Yönetim kurulu denetim kuruluna rapor veriyor. Yönetim kurulunun altında yönetim timinde yer alan 8-9 kişi var. Orada ki departmanlar basın & organizasyon, güvenlik, pazarlama ve medya, lisanslı ürün satışı ve müşteri ilişkileri vs.

PSV ortaklık şirketine dönüştüğünden beri neler değişti?

Bu değişimden önce henüz PSV’ de çalışmıyordum fakat gazeteci olarak kulübe gidip geliyordum. Elbette kulaktan duyma hikayeler dönüyordu. PSV’ de çalışan otomatikman Philips içinde çalışıyor oluyordu. O zamanlar kulüp 10 kişi tarafından yönetiliyordu. Büyük başkan, mali isler müdürü vs. Pazarlama, lisanslı ürün satışı ile ilgili uzmanlar Philips’ de çalışan kişilerdi. PSV’ de sadece protokol gereği bir başkan, alış-satış sorumlusu bir menajer ve birkaç sekreter vardı. Bunlar dışında PSV tamamen Philips’ e bağımlıydı, maddi anlamda da. O dönemde Philips dışında çok az başka sponsor vardı. Philips fazla başka sponsor alınmasını istemedi. PSV ortaklık şirketinde dönüşünce kapılar açıldı. Brabant bölgesinde önceden Philips hegemonyasından dolayı PSV’ ye erişemeyen şirketler şimdi sponsorluk tekliflerinde bulunabiliyorlardı veya loca satın alabiliyorlardı. Kulübün kapılarının açılması bayağı bir değişikliğe yol açtı bu şekilde.

Bu yapının kulübün genel yönetimine etkileri nelerdir?

Yönetim kurulu ve denetim kurulu şimdi çok sıkı bir şekilde birlikte çalışıyorlar. Şirket politikasını menajerler olarak biz belirliyoruz aslında. Denetim kurulunun fazla etkisi yok. İlgilendiği en önemli konu sponsorluklar ve yeni sponsorlukların eski sponsorları gölgede bırakmaması. Eskiden her konu için Philips’ e danışıp izin almak gerekiyordu. O tam anlamıyla patrondu. Artık PSV gideceği yönü belirleme özgürlüğüne sahip.

PSV kulüp ve yönetim olarak son yıllarda ne tür değişimlere uğradı?

En büyük değişim PSV’ in Philips’ ten bağımsızlaşıp bir N.V.’ye dönüştüğünde gelmiştir. O dönemde kulüp profesyonelleşti. Eskiden iletişim menajeri basın kartlarıyla ilgili görüşmeleri ve işlemleri yapar, onun dışında iletişim politikasıyla ilgilenmezdi. Zaten 3 veya 4 ayrı görevi olduğu için bununla ilgilenmeye vakti yoktu. Hem muhasebeyi yapıyor, hem bilet satışıyla ilgileniyordu. Doğal olarak birde röportajlarla uğraşmaya vakit yoktu. Örneğin basın girişi yoktu o dönemde, basın kartları bilet gişesinde dağıtılıyordu. Kulüp profesyonelleşince görev dağılımı netleşti ve genel müdür, pazarlama müdürü, futbol müdürü gibi pozisyonlar belirdi. Gazetecilik altyapısı olan bir iletişim müdürü, halkla ilişkiler müdürü vs alındı. 10 kişilik bir kadrodan neredeyse 70 kişiye çıktık. Ben PSV’ de iletişim departmanını kurma göreviyle başladım. Bu pozisyona yalnız başladım ve bu arada14 kişiye çıktık. O zaman websayfamız yoktu ve yaptığım ilk iş bir webmaster’ ı işe alıp internet sayfamızı kurmak oldu. Bundan sonra etkinlik organizasyonu için birisini aldım işe. O zaman tanıtıcı kitapçıklarımızı dışarıdan bir şirket yapıyordu. PSV’ in antrenman kompleksine gelip birkaç tane futbolcuyla röportaj yapıp makaleler hazırlayıp kitap çıkarıyorlardı. Kimi zaman iyi gidiyordu, kimi zamanda yanlış bilgiler yazıyordu. Sonra serbest çalışan gazetecilerle birlikte tanıtım kitaplarımızı kendimiz yapmaya başladık. Bu departmanda medya yayınları, internet, mobil telefon, PSV TV ile ilgili her şey yapılıyor. Bunların kurulumunu ben yaptım ama yoğunluktan dolayı devretme durumunda kaldım. Orada başka bir menajer yer alıyor şu an ama en son sorumlu kişi benim.

Yönetim anlamında geçen yıllar içerisinde ne tür değişiklikler oldu?

Eski sponsorlar Philips’ la çok samimiydiler. PSV bir N.V.’ye dönüşüp kapılar açılınca yüzlerce yeni sponsor teklifleri yağdı. Bu büyük bir değişime yol açtı. Dış ilişkilere bakan ve sponsorluk görüşmelerini yapan departman 7 kişilik bir ekibe çıktı. Merchandising’ de son 2 yıldır inanılmaz yükselen bir çizgi var. Yaklaşık 1 milyon Euro’ luk bir ciromuz var. Üç sene önce sezon başı 100.000 (ton) Euro’ luk bir satış yapıyorduk. Hollanda ekonomisinin iyi gitmesi de önemli bir etken. Eskiden stadyumda 10 senedir aynı formayı giyen taraftarlarımız vardı. Şimdi yeni bir model çıkınca sıradaki ilk maçta herkesi o tişörtle görüyorsunuz. Birazda ülkenin kültürüyle ilgili. Elbette yaşadığınız ülkenin kültürü de etkili oluyor bu çerçevede. Hollandalılar tüketim konusunda genelde dikkatli davranırlar. İngilizler ise kulüplerinin her şeyini alırlar, anahtarlığından tut mutfak önlüğüne kadar. Hollanda’da adam “neden yeni forma alayım ki elimdeki yırtık değilse” diyor. Bu forma 800 kez yıkanmış, renk atmış ama adam yinede her maçta giyiyor. Zamanla bu bakış açısı değişiyor Hollanda’da. Formalar ucuz değil ama artık bir çok insan yine de yeni modelleri takip ediyor ve alıyor.

Yönetim şekline gelince PSV’ in yatay bir yönetim yapısı var. Her 15 günde bir toplantı yapıp bütün gelişmeleri ayrıntılarına kadar açık bir şekilde konuşuyoruz. Genel müdürle direk irtibat halinde olup rapor veren tek menajer benim. Diğer personel pazarlama müdürüne rapor veriyor. İletişim konusunda pazarlama müdürüyle sürekli irtibat halindeyim. Kulübün imajı konusunda ise antrenörle sürekli kontak halindeyiz çünkü bu imaj genelde belli bir politikanın sonucudur.

PSV’ in iletişim politikasını nasıl tanımlarsınız? PSV ilkelerini doğru yansıtmak için nelere dikkat ediyorsunuz? 

Medyayla olan ilişkimize çok değer veriyoruz. Bir çok konuda medyaya bağlıyız sonuçta. Sponsorlar televizyonda ve gazetelerde görünmeye önem veriyorlar çünkü. Eğer PSV 1,5 saat televizyondaysa formaların üzerindeki Philips yazısı 1,5 saat ekrandadır demek. Bu bizim iletişimimiz için çok önemli. Biz genelde açık ve transparan bir politika izliyoruz. İsteyen gelip antrenmanı izleyebilir. Antrenörler hep oradadır. Genel olarak açık bir kültür. Bu tabi birazda yerel Brabant kültürüyle ilgili, burada insanlar genelde samimi ve Randstad’ a göre daha rahat ve stresten uzak yaşıyorlar. Ayrıca ormanların yoğun olduğu dinlendirici bir doğa bölgesinde yaşıyoruz. Ayrıca PSV devamlılığa çok önem veriyor, örneğin ben 10 senedir kulüpte çalışıyorum. Yeni bir antrenör geldiğinde kafasına göre değişiklikler yapamaz. Ona politikamızı açıklayıp burada işlerin işleyişini anlatıyoruz. Konuşarak küçük değişiklikler talep edebilir, örneğin medyaya cevap verme sürecini 1 saat değil de yarım saate indirmek isteyebilir ama sonuçta medyaya ayrılmış anlar bellidir ve bunlar kolaylıkla değişmez. Antrenör olarak ayrıntıları değiştirmek mümkün ama genel politika hiçbir zaman değişmez. Bu Hollanda’da kulüplerde pek rastlanan bir durum değildir. Örneğin Ajax son 10 senedir 7-8 tane iletişim menajeri değiştirdi. Feijenoord son üç yıldır aynı menajeri kullanmaya başladı. Devamlılık dışa doğru dingin ve tutarlı bir imaj sağlıyor. Kulüp olarak daha stabil bir izlenim bırakıyorsunuz. Medyadaki herkesi tanıyorsunuz. Bu gazeteciler açısından da bir avantajdır. Örneğin Ajax’ ta iletişim menajeriyle tanışıyorlar, 2 ay sonra değişiyor…kısa bir süre sonra yerine yine başka biri geliyor.

Bunun sebebi nedir sizce?

Ajax’ ın denetim kurulunda neler oluyor bilemem ve dolayısıyla yorum yapamam. Ama genel olarak diğer kulüplerde de iletişime pek önem verilmiyor. Organizasyonda ilgi gösterilmesi gereken son yönetim parçası olarak algılanılıyor. Birazda röportajlar sonucu bir şeylerin aksi gitmesi ve bundan dolayı işten çıkarılma korkusu vardır insanlarda. Ama eğer konuşmazsanız riski aza indirmiş olursunuz. İletişim her şirketin önemli bir yönetim dalıdır. Shell ve Philips’ in kapsamlı bir kurumsal iletişim politikası vardır. Fakat onlar her gün medyada çıkmıyorlar. PSV’ in ise basın ilgisi görmediği bir gün yoktur. Birazda bütçeyle ilgili bir durum. Küçük kulüpler iletişime pek bütçe ayıramadıkları için arka planda bırakırlar. PSV’ de iletişim departmanının ciddiye alınması bir avantajdır. Önemli kararlar alınması gerektiği zaman fikriniz sorulur, mesaj en güzel hangi şekilde aktarılır sorusuyla danışırlar size. Diğer kulüplerden meslektaşlarım denetim kurulunun kararlarını diğer gün gazetelerde okudukları oluyor. Düşünün, bu belli bir yapı oluşturmak isteyen ve spesifik bir politika izlemeye çalışan bir menajer için çok demotive edici bir durumdur.

Uluslararası spor basınını nasıl buluyorsunuz? Eğer değişim gerekiyorsa ne tür önerilerde bulunursunuz?

Her yerde çok iyi, biraz daha kötü ve tam anlamıyla kötü gazeteciler vardır. Bu her alan için geçerli. Spor basınının kalitesi birazda yerel kültürle bağlantılıdır. İspanyadaki medya İngiltere ve Almanya da kinden farklıdır örneğin. Elbette her spor gazetecisinde olan belirli özellikler vardır. Örneğin her gazeteci haber peşindedir fakat iyi haberin haber değeri yoktur. Dolayısıyla gazeteciler her zaman açığınızı ararlar. Bir haber fazla pozitifse haber değeri yoktur. Her gün PSV’ ye gelen 3-4 sabit gazetecimiz vardır. Diğer gazeteciler ise biz PSV yerine Ajax, Feijenoord ve AZ’ e gönderiliyoruz çünkü bu kulüplerde her an bir hareket var diyorlar. Gazeteciler bize “siz takım olarak en üst sırada yer alıyorsunuz, şampiyon oluyorsunuz ama futbolcularınız hepsi ideal damat gibiler. Hiç kavga gürültü çıkmıyor dolayısıyla burada malzeme toplayamıyoruz” diyorlar. PSV ’ de işlerin iyi gittiğini yazmak haber değeri taşımıyor. Bu her ülke için geçerlidir. Bu bazen üzücü geliyor bana ve kendi kendime soruyorum “PSV’ in daha ne yapması lazım ön sayfalara çıkması için”. Bu bizi hiç ön sayfa haberi yapmıyorlar anlamına gelmiyor bu arada. Gazeteciler bize “daha çok sorun çıkarın, kavga çıkarın” diyorlar. Örneğin bir futbolcuyu sebepsiz yere kulüpten göndermek veya iki futbolcu arasında sahada çıkan kavga çok popülerdir haber olarak. Buna bakarsınız Ajax’ ta sürekli büyük sayfalarla gazetede çıktığı için her zaman memnun değil. Bu haberler sadece problemler olduğu zaman yapılır çünkü. Opportunizm oynuyor burada. Kazanınca basın sizi göklere çıkarır, kaybedince ise antrenör veya futbolcu olarak sizden kötüsü yoktur. Yeni bir futbolcu gelip iki maçta kötü oynayınca hemen gönderilsin haberleri çıkıyor. Fakat sıradaki maçta iyi oynarsa “bak Hollanda tarzı futbol oynamayı öğrendi” yazılır. Basın hiçbir zaman aynada kendisine bakıp yanlış bir değerlendirme yaptığını itiraf etmez.

Gazetecilerin bu tür tutumlarından dolayı iletişim politikanızı buna uyarlıyormusunuz?

Hayır. Zaten bir gazetecinin birinci sorusundan amacı belli oluyor. Gerçek olmayan bir şeyi ispat etmeye çalıştıkları oluyor. Futbolcuyu köşeye sıkıştırarak belirli sorular soruyor, zorla bir şeyle söylemesini istiyorlar. Spor gazeteciliğinde çok fazla önyargı vardır.

Peki Koeman’ ın gidişine gelince, dışa doğru verilen imajda PSV’ den uyumlu bir şekilde ayrıldı. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

İletişim yönetimin önemli bir dalıdır. Haberin dışarı verilme şekli önceden kulüp içerisinde ayrıntılı bir şekilde konuşuldu ve kararlaştırıldı. Her şeyi önceden konuşuyoruz. Basın toplantısında antrenör bulunacak mı bulunmayacak mı sorusunu mercek altına alıyoruz. Eğer antrenör kendi kararıyla gidiyorsa elbette basın toplantısında bulunup bir açıklama yapması gerek. Bunu biz yapacak değiliz onun adına. Yüzünü gösterip neden ayrıldığını anlatmalı. Genel müdür, pazarlama müdürü, teknik müdür..hepsi orada bulunmalılar. Eğer basının teknik konularla ilgili sorusu varsa salonda doğru kişinin bulunup soruları yanıtlaması önemlidir. Her sene bir iletişim politika planı hazırlıyorum ve bunu her sene uyguluyoruz. Sıklıkla toplantı yapıp fikir alışverişi yapıyoruz. Örneğin ten Cate Ajax’ tan basın toplantısı vermeden ayrıldı. Sonra çok izleyicisi olan ve sansasyon bazlı olan Voetbal İnsite programına çıktı. Bu arada Ajax’ ın denetim kurulu basın toplantısında antrenörlerinin neden gittiğini açıklamaya çalışıyor. Bu kulüp için bir katliam gibidir. Ondan sonra medyayı aracı olarak kullanarak iki parti arasında açıklamalar gidip geliyor. Yanlış anlaşılmalar ve yalanlar diz boyu. Halbuki bu kişiler aynı masaya otursalar konu açık bir şekilde aydınlık kazanır. Dışarıya doğru aynı mesajın verilmesi herkesin yararınadır. Bu konuda bir tutarsızlık olunca sorunlar başlıyor ve medya zevkten dört köşe oluyor. Hollanda’daki gazeteciler Koeman’ ın gidişi konusunda fazla kibar hareket etmekten suçluyorlar bizi. Koeman çok rahat bir şekilde ceketini alıp çıktı ve bu yüzden basın sansasyon yaratamadı. Ama eğer kavga edip biz onu kovmuş olsaydık bu sefer bu kadar iyi bir antrenöre daha saygılı davranılması gerekir diye eleştirirlerdi bizi. Basını memnun etmek hiçbir zaman kolay değildir. Burada açık olmak anahtar sözcüktür. Bir hata yaptığımız zaman basın toplantısına herkesi davet edip açıkça her şeyi ortaya döküyoruz. Eğer yönetim olarak hata yaptığını itiraf ederseniz oyun orada biter. Fakat müdür lafı dolandırıp gerçeği açıklamazsa ve konuyu araştırmak için bir komisyon görevlendirileceğini söylerse konu uzar. Zaten komisyonun bir araya gelmesi en az 2 hafta sürüyor, bu basın 2 hafta boyunca her gün peşinizde olacaktır demek. Kim suçlu, sorumlu kim diye sorular sorulacaktır. Halbuki hatanızı itiraf ettiğinizde haber 2 gün boyunca büyük başlıklarla gazetelerde çıkacaktır, 2 gün sonra anlatacak hikayeleri kalmayacaktır.

Konu kulüp olarak açık ve transparan olmaktan açılmışken Koeman’ ın gidişi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gidişi bir hayal kırıklığıdır. Sonuçta iki senelik bir kontrat imzalanmıştı ve onun İspanya’ya gitme arzusunu bilmemize rağmen bu kadar erken bir gidişe hazırlıklı değildik. İspanya’ya gidişi sezon sonunda kontrat bitiminde olacaktı. Temmuz için yeni bir antrenör arayışına yeni başlamıştık. İspanya’ya gitmek istemesini ve yeni bir heyecan aramasını anlayabiliyorum ama zamanlama açısından fazla rahat davranıldığını düşünüyorum. Kulüpten ayrılmak isteyende “canım yeni bir heyecan istiyor, ayrılıyorum ve gerekirse kavga eder mahkeme açar yine ayrılırım” düşüncesi oluyor. Bu arada Ronald’ la çok iyi bir ilişkim vardır, onun bakış açısından bakınca onu da anlıyorum. Ama genel anlamda kontrat imzalandığında bu kişinin sözleşme sonuna kadar kalacağına güvenmek istersiniz.

Diğer yönden bir takım arka arkaya 3-4 kez yenilirse antrenörün pozisyonu tehlikeye giriyor, ve ona istifa verilme riski artıyor. Bu futbol dünyası böyle bir şey işte. Ama beklenmedik bir ayrılış her halukar da hayal kırıklığıdır.

Antrenörün ani ayrılışı kulüpte ve özellikle oyuncularda türbülansa yol açıyor mu?

Hayır çünkü PSV deneyimli futbolcuları olan enternasyonel bir kulüp. Hepsi futbolda bu işlerin böyle gidebileceğini biliyorlar. Birkaç ay sonra oyunculardan birine sıra gelir. AC Milan, Madrid veya Barcelona gibi bir kulüpten bir teklif geldiğinde oyuncu da hemen ayrılıyorum der.

Ama sonuçta her antrenörün kendisine has bir çalışma tarzı ve takımı yönetme tarzı vardır. Antrenör değiştiğinde bu değişim direk hissedilmiyor mu?

Evet ama PSV’ de her antrenör belli bir profile ait özellikleri taşır. Bu kulübün kültüründeki özelliklerle bağlantılıdır.

Bu profil nedir bize açıklarmısınız?

PSV antrenörü Hollandalı olmalıdır, yüksek seviyede atağa geçen futbol oynamak istemelidir. Uluslar arası deneyime sahip olmalı, iyi bir medya imajı olmalı ve açık bir karakter olmalıdır.

Peki neden bir Hollandalı olmalıdır?

Kulüp Hollandalı antrenörlerin dünya çapında çok başarılı olduklarını düşünüyor. Dünyada 100’ den fazla Hollandalı antrenör vardır. Büyük konuşmamak lazım ama tercihimiz hep Hollandalı bir antrenördür çünkü sonuçta Hollandalı bir kulübüz. Ayrıca yabancı oyuncudan çok Hollandalı oyuncu almaya çalışıyoruz. Yabancı bir oyuncu PSV’ ye geldiğinde Hollanda’ ya ayak uydurması önemlidir. Hollandaca öğrenmesi, Hollanda tarzı futbol oynaması, Hollanda kafasıyla düşünmek…bunları anca Hollandalı bir antrenör getirebilir takıma.

PSV’ deki göreviniz dışında Hollanda milli takım için farklı turnuvalarda iletişim menajeri ve basın sözcüsü olarak faaliyet gösterdiniz. Kulübe ve milli takıma çalışmak arasında ne gibi farklılıklar var?

Portekiz’ de 2004 Avrupa Kupası için Hollanda milli takım için çalıştım. Öyle bir organizasyonda tamamen turnuva için çalışıyorsunuz. O dönemde hiç KNVB ofisine gitmedim. Altı hafta boyunca gece gündüz milli takımla meşgulsünüz. Sürekli birlikte yemek yiyorsunuz, basın toplantıları, röportajlar, antrenmanlar…çok yoğun bir ritim içerisinde çalışıyorsunuz. Bu harika bir deneyimdi. O dönemde PSV beni bir futbolcu gibi Hollanda milli takımına ödünç verdi.

Böyle bir teklifin size getirilmesinin sebebi nedir?

Daha önceden Dick Advocaat PSV’ de bondscoach iken birlikte çalıştım. Şampiyonlar Ligi ve kulüpte çok deneyimim olduğunu biliyordu. Benimde bir yabancı olarak Hollanda milli takımında iletişim sorumlusu olmamda hayret uyanmıştır. Hollandaca benim anadilim değil dolayısıyla konuşurken hata yapabiliyorum. Fark şu ki nüansları biliyorum, işin yazılmamış kurallarını iyi biliyorum. Bununla ilgili espri yaptıklarında bende “demek PSV’ de benim işimi benim kadar iyi yapabilecek bir Hollandalı yok ki ben buradayım” diye takılıyorum onlara. Elbette hepsi deneyiminizle bağlantılı, aynı zamanda kendinizi pazarlamanızla ilgili. Birkaç yabancı dil biliyorum, çevrem geniş…milli takım için teklif geldiğinde bunlar hepsi bir etkendi. Ayrıca antrenör’ü ve oyuncuları tanıyor olmam da bir avantajdı. Hollanda milli takımda oynayan futbolcuların 80% ‘i zaten eski PSV oyuncusuydu. Gazetecilik geçmişim mesleğimde başarılı olmamda büyük bir etken oldu. Son 10 sene içerisinde 11 Şampiyonlar Ligi, PSV’ in inişli çıkışlı zamanlarını, kriz dönemlerini, sorunlarını ve aynı zamanda başarılarını yakından yaşadım…Bu uzman olmanız süreci içerisinde sizi şekillendiriyor. Geçen sene Guus Hiddinkle birlikte Avustralya ‘da ki Dünya Kupası’na gittim. Orada aynı şey soruldu “bu Hollanda’dan gelen Şili’li adam neden iletişim sorumlusu burada? Bu işi kendimizde yaparız” havası vardı. Bu arada Avustralya Amerika ve Rusya’ dan sonra en büyük spor ülkesidir. Guus Hiddinkle daha önceden başarılı bir şekilde birlikte çalışmış olunca bu tür fırsatlar doğuyor. Biraz şans gerekiyor biraz da yaptığınız işte ki tutarlılığınız insanların size güvenmesini sağlıyor.

PSV ve Philips arasında ki kuvvetli bağ ne tür zorluklar getiriyor?

Philips kadar güçlü bir markanın PSV’ in arkasında duruyor olmasının bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Şu anda sponsor-kulüp ilişkimiz var. Philips şu an en büyük sponsorumuz, aynı zamanda forma sponsorumuz. Bu ilişkiyle gurur duyuyoruz. Philips’ de aynı şekilde bizimle çalışıyor olmaktan memnun ama tabi bu sonuçta ticari bir anlaşma. Bütün dünyada Philips’ in kulübü olarak tanıyorlar PSV’ i. Bu iyi bir imajı olan dünyaca ünlü markanın sponsorumuz olması bizim için gurur verici. Philips hiçbir zaman dolandırıcılık veya çocuk çalıştırma haberleriyle gündemde olmamıştır. Bu da PSV için önemli tabi. Philips’ in PSV için tarihi değeri her zaman varolacaktır. Ana sponsor değişikliği yapıp ta formalarımızda birden Sony veya Panasonic yazabileceğini düşünemiyorum bile.

Burada eskiye dayanan bir sadakat söz konusu değil mi?

Kesinlikle. Belki de 100 senedir aynı forma sponsorunu kullanan tek kulübüzdür dünyada.

Peki Philips’ in sponsorluğunun dezavantajlarına gelirsek ne söyleyebilirsiniz?

Philips her zaman uluslar arası standartlara uyan bir rakam öder. Geçmişte Philips’ in her konuda patron olması ve bunun sonucu olarak başka sponsorlara alan tanıması bir dezavantajdı. Her atılan adımda Philips’ in onayı gerekiyordu. Bu artık geçmişte kaldı ve istediğimizi yapabiliyoruz. Şimdi Philips’ e tarihi ve finansal anlamda bağlı olduğumuz şirket gözüyle bakıyoruz. Bundan sonra gelecek her sponsor Philips’ ten küçük olacaktır. Ayrıca Philips PSV dışında fazla spor dallarına sponsorluk yapmıyor.

Philips’ in maddi anlamdaki sponsorluk kapasitesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Eğer Ajax’ la karşılaştırırsanız ne söyleyebilirsiniz?

ABN AMRO’ un sponsor olarak Ajax’ a olan maddi katkısı Philipsle aynıdır. Tek fark Ajax’ ın şu an iki katını ödeyecek bir sponsor bulmuş olmasıdır. Geçmişte Philips PSV’ yi pazarlama ürünü olarak kullanmıyordu. Bu açıdan Philips konumundan daha iyi faydalanabilirdi, bu doğru. Örneğin bir PSV mikro dalga veya PSV shave lanse edebilirdi. PSV açısından baktığınızda marka olarak yetersiz değerlendirilmiş olabilir. Philips’ in bakış açısından baktığınızda gayet yeterli.

Philips ve PSV arasında ki getiri oranına bakınca sanki Philips PSV’ den daha fazla faydalanıyor. 

Philips isim tanıtımı açısından PSV’ ye ihtiyacımız yok diyor. Ki sponsorluğun ilk hedefi isim duyurmaktır. Philips’ in buna ne Hollanda’ da ne diğer ülkelerde ihtiyacı var. Aslına baktığınzda büyük bir para veriyor ve bizden fazla bir şey istemiyorlar. ABN Philips’ le aynı rakamı veriyor fakat karşılığında kulüpten çok şey istiyor. Oyuncular mağaza açılışlarına ve davetlere gidiyorlar. Philips buna karşın “size para veriyorum ve Avrupa çapında oynuyor olmanız yetiyor” diyor. Önemli olan Philips’ in ekranda görünmesi. Philips’ in kendisine ait büyük locası var misafirlerini ağırlayabileceği. Bu müşteri ilişkileri açısından çok katkısı olan bir ayrıntı. Geçen sene Gomes ve oğluyla Philips shave’ i tanıtmak için bir reklam filmi çektik. Philips ve PSV’ in ilk ortak ürünü, PSV ‘ in renklerini taşıyor. Bu 80 sene içerisinde ilk defa yapılan bir şeydi. Hollanda’ da eğer Philips kazancının 10% ‘unu PSV ‘ ye yatırsa PSV üstün bir kulüp olur ve kendisini Manchester, Madrid ve Barcelona gibi kulüplerle ölçer deniyor. Bu tabi bu kadarda kolay değil. Sonuçta Philips elektronik ürünler üreten bir Hollanda şirketi. Doğal olarak futbola ağırlık veren bir şirket değil.  Ana business’ ı futbol değil. PSV Philips personelinin ilk spor kulübüydü. Hiçbir şirket personelin spor kulübüyle kendine ön plana çıkarmaz. Spor kulübü personelin değerlendirip keyif alması içindir. Shell veya Unilever da personel spor kulüpleriyle öne çıkmıyorlar. PSV’ ye de bu şekilde personel kulübü gözüyle bakılıyordu. Sonra birden dünya çapında ün kazandı başarıları ve futbolcularıyla ve iş değişti. Kısaca, Philips PSV için iyi bir sponsor. Tamam PSV ‘ yi fazla değerlendirmiyor ama diğer yandan da bizi talepleriyle rahatsız etmiyor. Yoksa her ay 3 PSV oyuncusunu Hollanda çapında mağaza açılışlarına vs gönderme durumunda kalırdık.

Peki Gomesle yaptığınız reklam tarzında kampanyalar tekrarlanacak mı dır bundan sonra?

Philips bu kampanyadan çok memnun kaldı. Fakat gerçek şu ki PSV Brabant bölgesinden gelen bir kulüp. Ulusal olarak takdir edilsek de ülke çapında fazla taraftarımız yok. Son yıllarda çoğalmış olsalar da Ajax veya Feijenoord kadar değil. Örneğin PSV logosunu taşıyan Philips shave sadece Brabant bölgesinde satış yapıyor. Amsterdam’ da belki 3 adet satılıyor ama diğer Amsterdamlılar PSV Philips Shave’ i kullanmazlar. Örneğin Madrid’ de kimse Philips shave’ i almaz. Dolayısıyla kısıtlı bir pazardan bahsediyoruz burada. PSV futbol kulübü olarak dünya çapında tanılıyor fakat Philips bir dünya markasıdır. O açıdan Philips’ i Thailand’ ta veya Vietnam’ da tanımak için bir futbolsever olmanıza gerek yok. Vietnam’ da bir sorun bakalım PSV nedir diye, size boş boş bakarlar.

Eğer daha ilginç bir teklif gelecek olsa PSV başka bir ana sponsorla çalışmayı düşünebilir mi?

Philipsle daha 5 senelik bir sözleşmemiz var. Sözleşmemizde diğer gelen teklifleri  değerlendirip daha ilginç bir teklif geldiği takdirde forma sponsorunu değiştirebilme anlaşmamız var. Fakat ben buna inanmıyorum. PSV yine daima birkaç milyon ekstra Euro yerine Philipsle olan tarihi ilişkisini tercih edecektir.

Burada süreklilik de önemli bir etken. Yanılıyor olabilirim fakat PSV- Philips ilişkisinin kolaylıkla değişeceğini düşünemiyorum. Philips de aynı şekilde bir iki kuruş ekstra için de sorun çıkarmaz. Philips patronu, Kleestermey futbola odaklı mentaliteye sahip değil fakat PSV ‘le olan ilişkiyi seviyor. Ortada tarihi bir değer var ve tarihe PSV ve Philips’ i birbirlerinden ayıran adam olarak geçmek istemeyecektir. Hangi patron gelirse gelsin, sonuçta bu Hollandalı bir şirket ve hiçbir patron yalnız yönetmez şirketi. Etrafında her zaman PSV’ le bağı koparmak istemeyecek olan insanlar olacaktır. Bu illa PSV olarak çok değerli olduğumuzdan kaynaklanmıyor. Tamamen o 100 yıllık ilişkiden kaynaklanıyor. Philips ailesi PSV ile büyümüştür.  Elbette Philips bir multi-national şirkettir, dolayısıyla bundan sonra gelecek patron farklı bir ülkeden olabilir ve örneğin hockey’ i tercih edebilir veya bir sporsever olmayabilir. Ama sonuçta o pozisyonda yalnız değildir. Her zaman PSV ‘ye sıcaklık duyan ve çoğunlukta olan Hollandalılar olacaktır.

Konu sadakat’ tan açılmışken, sizin PSV ile olan bağınız nasıldır? Bir gün başka bir kulüpte çalışabileceğinizi düşünebiliyor musunuz?

Evet, düşünebiliyorum. Barcelona’ dan bir teklif gelse etkilenmem desem yalan olur. Ama tabi bu 10 senelik zaman zarfı içerisinde tam bir PSV ‘ li oldum. Kulübün kültür koruyucusu oldum diyebilirim. Bir sürü başkan gelip geçti. Nice müdürler, antrenörler, oyuncular geldi gitti. Kulüp profesyonelleşeli beri bu 10 sene içerisinde kulübün en eskilerindenim. Tatillerimi tamamen kulübe göre ayarlıyorum, hiçbir maçı kaçırmıyorum. Belki bu 10 senelik zaman içerisinde toplam 5 maç kaçırmışımdır, o da PSV için seyahatte olduğum içindi. PSV benim kulübüm ve Hollanda’da başka bir kulübe çalışmayı düşünemiyorum. Diğer kulüpleri iyi tanırım. Louis van Gaal zamanında Ajax’ ta 2 sene serbest olarak çalıştım.

Ajax’ ta çalışmak nasıl bir deneyimdi?

Çok güzeldi. Fakat çok farklı tarzda bir kulüp. Ayrıca çok güzel bir kulüp. Fakat orada gidip çalışmam için çok şey gerekiyor. Elbette büyük konuşmamak lazım fakat Ajax’ ta çalışmak beklentilerim arasında yer almıyor. Veya kulübün çok güzel bir teklif getirmesi gerekiyor. Yeni fırsatlar her zaman değerlendirmeye değer. Ama PSV ‘ de çalışmakta her sene yeni bir heyecandır. Bu yüzden PSV’ den kolaylıkla kopabileceğimi düşünmem. Eğer kulüpten ayrılacak olsam yurtdışını düşünürüm. Ama vurgulamak isterim ki yeni bir şeylerin arayışında değilim. Futbol dünyasında çevreniz çok geniş oluyor. Her an beklenmedik bir yerden bir teklif gelebiliyor. Fakat böyle bir durumda sağlıklı bilgi toplayıp değerlendirmeye almak gerek.

Şartlardan ziyade duygularınızdan mı bahsediyorsunuz?

Evet, ben Latin insanıyım. Biz hislerimizden yola çıkarak hareket ederiz. Yeni bir kulüp garanti ve güven vermelidir insana. Sonuçta sezgiler hep ön plandadır. Başka bir kulüpte 3 mislisini kazanacak olsam da eğer iç güdüsel olarak olumlu bir duygu yaşatmıyorsa para uğruna zaaflarıma yenilmem.  Elbette hem şartlar iyiyse hem hisleriniz size güzel şeyler söylüyorsa olur.

PSV sosyal sorumluluk anlamında FARE Actionweek against racism, Dutch Cancer Society gibi kurumlara destek veriyor. Bunlardan biraz daha bahsedermisiniz bize? 

Sosyal sorumluluk PSV için çok önemlidir. Bence her kulüp için önemli olmalıdır. Hollanda’ da kulüpler bu anlamda o sorumluluğu üstleniyorlar. Elbette herkesi memnun etmek mümkün değildir. Herkese yardım edemezsiniz. Seçim yapmanız gerek. Her gün 20 yardım talebi geliyor posta kutumuza. Astımla savaş derneğinden tutun Kanserle savaş vakfına kadar. Her 20 ‘ sine 100 Euro bağışlayamazsınız. Seçim yapmanız gerekiyor ve biz bunu çok bilinçli bir şekilde yapıyoruz. Irkçılığa karşı gelmek bizim için çok önemlidir. Takımımızda her ırktan, her dinden oyuncularımız var. Zaten o şekilde net bir mesaj vermiş oluyorsunuz. Biz buyuz rengarenkiz diyorsunuz. Görsel anlamda da bu net oluyor. Bunun yanı sıra kansere karşı savaş vakfını ve çocuklara yönelik yardım projelerini seçtik. Her yıl o kadar çok yardım talebi geliyor ki. Her vakıf kendisini satmaya çalışıyor ve hepsi için kendi projeleri en güzelidir. Bir formaya, imzaya veya futbol topuna gelince bunları her zaman gönderiyoruz. Fakat onbinlerce Euro para yardımı yapmak mümkün değil. Geçen sene Kanserle savaş vakfına 30.000 Euro ‘dan fazla para yardımı yaptık. Ayrıca futbolcular her sene Christmas zamanı çocukların tedavi gördüğü 4 hastaneyi ziyaret ediyorlar ve hediyeler götürüyorlar. Bunun dışında bütün sene içerisinde onlarca organizasyona küçük boyutta yardım yapıyoruz. Buna çok önem veriyoruz ve en güzel şekilde yardımcı olmaya özen gösteriyoruz.

Futbolcular yurtdışında maça gidince bu birkaç günlerini alıyor. Akşamları dair özel zamanlarından çalmış oluyorsunuz. Bunun üzerine Amsterdam’ a bir tanıtım için gidin diyemiyoruz. Örneğin Perşembe maçtan dönüyorlar, Cuma antrenmanları var, Cumartesi ise maçları. Pazar günü nihayet aileleriyle vakit geçirebiliyorlar. Bunun üstüne Pazar günü engelli çocuklarla maçımız olacak gelmelisiniz diyemem. Yardım etmeyi her zaman isteriz fakat oyunculara da alan tanımak gerek.

PSV community involvement çerçevesinde local community ile nasıl iletişim kuruyor? Bu alanda ne tür çalışmalarınız var?

Her şey Eindhoven şehrindeki yerleşim yerimizle başlıyor. Şehrin tan ortasındayız. Etrafımızda çevre sakinleri var. Onlarla senede 4-5 kez toplantı yapıyoruz. Eğer gürültü kirliliği anlamında bizden rahatsız oluyorlarsa onlara bedava bilet sunuyoruz. Fakat o bölgede yaşamaya gelen bir çok kişi bir futbol stadyuma yakın bir yere yerleştiğini farkında. Stad hep vardı bile, çevre sakinleri sonradan taşınıyorlar. Hani sessiz sakin bir muhite taşınma fikriyle gelmiyorlar. Buna rağmen onlarla olan ilişkimizin iyi olmasına önem veriyoruz. İlkokullarda PSV dersini içeren bir okul projemiz var. PSV ‘i örnek olarak kullanarak matematiksel sorular soruluyor. Örneğin Philips stadının ölçüsü 100 ‘ e 50’ dir.  Bu kaç metre kare yapar? Bu ders paketini isteyen bir çok okul var.

Eindhoven’ da yaşayanları aktif spora katılım için teşvik ediyor musunuz?

Futbol eğitimimiz var fakat bu tamamen profesyonel futbola yönelik. Onun dışında yetenek günleri ve çocuklara clinicler düzenliyoruz. Bu kapıları dışarıya açmak için iyi bir yöntem. Çevrede yaşayanlar için 2 futbol alanımız var. Haftaya Johan Cruijff vakfı sponsorluğunda 3.cü PSV futbol alanımız açılıyor. Böylece her yıl okullarla ve çevre sakinleriyle 3-4 tane projemiz oluyor. Üç alanda aktifiz. Ekim’ den itibaren haftada 3 maçımız var, geriye başka şeyler yapmak için az zaman kalıyor. Ayrıca profesyonel sporcu yetiştiren Lotschool’ la iyi ilişkilerimiz var. Orada senede bir kez clinic organize ediyoruz.

Reklamlar

Yorumlarınızı paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s