PLAY THE GAME 2013’ÜN ARDINDAN

RichardWPound_PlayTheGame2013AarhusConference

Konferans bu yıl da keyifli geçti. Program çok doluydu. Hatta biraz fazla dolu bile diyebilirim. 4 gün boyunca neredeyse şehre inip gezme fırsatımız bile pek olmadı. Sabahtan akşam saatlerine kadar devam eden yoğun bir program ve ardından da sosyal aktiviteler. Düşük bütçelere nasıl organizasyon yapılır konusunda en güzel örnek PtG.

Bu yıl geçtiğimiz yıllara oranla spor yönetiminde karar verici pozisyonlarda olan pek çok kişi ve kurum tartışmaya sunumlarıyla katıldı. Geçmiş yıllarda temsilci gönderirler fakat çok ciddi eleştirilere maruz kaldıkları bu platformda sessiz kalmayı tercih ederlerdi. Bu yıl özellikle 2011 konferansında Andrew Jennings tarafından paylanan FIFA iletişim direktörü Walter de Gregorio’nun sunum yapmasına şaşırdım. FIFA’da yapılacağı söylenen reform çalışmalarına yön veren komisyonun başındaki Mark Pieth de FIFA’dan diğer üst düzey konuşmacıydı.

PtG Özel Ödülü ilk defa sporda üst düzey kademelerde görev yapmış bir kişiye verildi. IOC eski asbaşkanı ve WADA kurucusu Dick Pound bu yılki ödülü aldı. Kanadalı spor adamı hem IOC hem de WADA’da yapısal bazı sorunlar olduğunu dile getiren ilk üst düzey yöneticiydi. Uluslararası spor yönetiminin omerta kanununu çiğnemiş olması spor kariyerine zarar verdi diyebiliriz ama aradan geçen zaman eleştirilerinde ne kadar haklı olduğunu da ortaya koydu.

6 kıta, 38 ülkeden 348 kişi konferansa katıldı. Toplam 35 oturum ve workshop vardı. Aşağı yukarı spor yönetiminde gündemdeki her alan ile ilgili bir oturum vardı. Konferansta konuşulanlara tek tek girmek istemiyorum. Zaten konferans hem PtG internet sitesi hem de genç gazetecilik öğrencileri tarafından çok güzel özetlendi. Ayrıca oturumların videoları da yakında Youtube’da olacak.

Oturumlar, sunumlar, videolar, fotoğraflar ile tüm detaylı haberleri http://www.playthegame.org/2013 adresinde bulabilirsiniz. Konferansta benim yaptığım sunum da burada. Özetle; Türkiye’de futbolu koruyan ve özerkliğini sağlamaya yönelik yasalar ve hatta anayasal bazı korumalar olsa da futbolun aslında politika tarafından yönetildiğini anlatıyorum. Avrupa’da ise bizdekine benzer hiç bir yasal koruma olmamasına rağmen sadece kurumların özerk işleyişlerine saygının kültürel olarak yerleşmiş olmasının yeterli olduğunu görüyoruz. Sunum ile ilgili detayları başka bir yazıda vereceğim.

Türkiye ile ilgili konuşulanları özetlemek gerekirse;

Şike

Spor yönetimindeki yolsuzluklar en önemli konulardan bir tanesi olmaya devam etse de, şike bu yılki konferansın en çok tartışılan konusuydu. Türkiye de bu konuda en sabıkalı ve kirli olarak görülen ülkeler arasında. Türkiye’deki şike skandalı ile ilgili esas sorgulanan, herkesin gözleri önünde olan bu rezalete karşı sorumlu hiç bir kurumun bir şey yapmaması. Yani Türkiye hem şike yapılan hem de şikeyi koruyan ülke konumunda. Declan Hill’in tabiriyle “Türk futbolu yürüyen bir ölü”.

Şike konusunda benim moderasyonunu yaptığım bir oturumda bordomavi.net’ten Gamze Bal da konuşmacılar arasındaydı. Ön yargıların aksine bir taraftar gibi değil, olabildiğince objektif bir sunumdu. Elbette bir Trabzonspor’lu olarak kupanın haksız gaspından ve geri istediklerinden de bahsetti fakat genel anlamda sadece olanları özetledi. Zaten sadece olan biten rezaleti anlatmanız yeterli.

Doping

Başımızı ağrıtan bir diğer önemli konu olan doping konusunda bakış açısı şike konusunda olduğu kadar olumsuz değil. Türk sporunda dopingin ciddi bir sorun olduğu elbette konuşuluyor fakat hızlı karar alınması, skandalın sadece sporcuların omuzlarına yüklenmemesi ve atılan bazı hızlı ve olumlu adımlar sebebiyle kimse şike konusunda olduğu kadar karamsar değildi.

İstanbul 2020

Görüştüğüm kişilerden spor yönetimi konusunda uzman ve karar vericilerle yakın irtibatı olan bir kişinin yorumu ilginçti. Bizde hiç konuşulmadı sanırım. İddiasına göre İstanbul’un 2020 seçiminde dezavantajlı olduğu konuların başında şike süreci geliyordu. Şike sürecinde yaşananlar, doping skandallarından daha fazla etkiledi IOC’nin, özellikle sporun birlik ve dürüstlüğüne öncelik veren, bazı üyelerini.

2020 ve IOC başkanlık seçimlerini yakından takip etmiş bir gazeteci de Rio ve Buenos Aires’teki olayların IOC üyeleri üzerinde Taksim olaylarından daha etkili olduğunu anlattı. İstanbul’daki olaylar endişe verdi ama Rio ve Buenos Aires’te bu tip olaylara maruz kalmaları daha fazla etkiledi oy kullanacak üyeleri. Sochi, Rio ve PyeongChang’den sonra biraz güvenli bir limanda olmakta fayda var düşüncesi etkili oldu bir çok üyede. Bu güvenli liman da Türkiye değildi. Gezi olayları olmasa da Türkiye’nin siyasi olarak çalkantılı olduğunu düşünmeleri normal bir durum sanırım.
Yorumlarınızı bekliyorum. Hayat paslaşınca güzel.

Reklamlar

One response to “PLAY THE GAME 2013’ÜN ARDINDAN

  1. Geri bildirim: PTG 2013 SUNUMUM | KAFATOPU·

Yorumlarınızı paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s